Kurmes Dernegi Resmi Web Sitesi

İftar Sofrası-Erdoğan Zamur

 Muharrem Ayı, Aleviler açısında çok derin anlamlar içermektedir. Hz. Ali’nin oğlu İmam Hüseyin ve yoldaşlarının Kerbela Çölünde susuz bırakılıp katledilmesi yıldönümüdür. Başta Aleviler olmak üzere Şiirler (Caferiler) ve Ali’yi sevenler tarafında Muharrem Ayı yas anlamına gelir. Bu ay içerisinde 12 gün oruç tutulur, kan akıtılmaz, saf su içilmez, sevinilmez. Kısacası İmam Hüseyin için yas tutulur. Bugün, o yas hala devam ediyor, tabi gerçek anlamda Aleviliği içinde taşıyanlar için.

                Kerbela’da, İmam Hüseyin’i ve yoldaşlarını katleden Yezit ve başında bulunduğu iktidar zihniyeti -maalesef- bugün hala devan ediyor ve iktidarında sahibidir. Siyasal iktidar, kendi sisteminin bekası için önüne gelen her şeyi yok etmeye devam ediyor.  Bunu fiziki imha ile yaptığı gibi bazen de farklı argümanlar kullanarak yapıyor. Tarihsel süreç içerisinde baktığımızda Anadolu Aleviliği ilk olarak Hacı Bektaş Dergâhına Osmanlı Sarayı tarafında atanan balım Sultan ile müdahaleye uğruyor. Yavuz döneminde ki fiziki soykırımın akabinde bu müdahaleyi doğru yorumlamak gerekiyor. O tarihten sonra illegalize edilen ve yer altına çekilmeye zorlanan Alevilik 1990’lı yıllarla beraber öne çıkarılması tesadüfî değildir. 1970’li yıllarda Alevileri katledilmesi emrini verenler; “bana ülkücüler cinayet işliyor dedirtemezsiniz” diyenler Cemevi açılışı yaptılar. Cemevleri, Alevi inancının içine sokulan ve giderek toplumu bu noktaya kanalize eden bir “Truva Atı” rolü biçilmiştir. Cemevi ayrı bir yazı konusu olacak nitelikte olduğu için fazla detaya girmiyorum. Ancak kısaca olsa da şunu belirtmekte yarar var. Çünkü yanlış anlamalara neden olabilir. Günümüzde özellikle büyükşehirlerde Cemevleri temel bir ihtiyaçtır. Benim karşı çıktığın onun nasıl idare edildiğiyle alakalıdır.
                Dersim coğrafyasında, Muharrem Ayı ve Oniki İmam orucunun yeri oldukça farklıdır. Ancak bugün ne yazık ki iftar sofraları kuruluyor olması gerçek anlamda yas ile bir alakası yoktur. Devletin bir süre önce başlattığı “Alevi açılımı” adın altındaki sinsi planının ne olduğu “Alevi çalıştaylarında” ortaya çıkmıştı. Alevilerin katilleri çalıştaylara davet edilerek adeta dalga geçilmişti. Ne yazık ki bizler bir türlü ders çıkaramadık bütün bu olup bitenlerde. Alevilerin temsilcisi olduklarını iddia edenler bugün iktidarlar, onların uzantılarıyla kol kola iftar sofraları düzenliyorlar. İftar sofralarıyla “Oniki İmam” orucu bir şova dönüştürülüyor. Bu şovlar Aleviliğin özüne terstir. Bu gidişle yakında gelecekte sahur programları da yapılırsa şaşırmamak gerekir.
                “Oniki İmam” orucunun iftar saatini kim belirliyor merak ediyorum. Sabahat Akkiraz gibi yıllardır Alevi deyişleriyle kendine bir kimlik oluşturmuş biri bile mecliste iftar veriyor. “Cemevi cümbüş evi” diyen başbakan iftara davet ediliyor. Bununla da yetinilmiyor televizyonlara çıkıp bunun propagandasını yapıyor. Bütün bu aymazlıklarla ne yapılmak isteniliyor. Daha düne kadar “Alevilik sapkınlıktır” diyen Fettullah Gülen Cemaati Dersim gibi Kürt Kızılbaş Aleviliğinin merkezinde “Aşure” dağıtıp kendi propagandası yapıyorsan bir yerde yanlışlık var demektir.
                Dersim’de ki, Pertek’te ki Cemevleri yönetimleri devlet erkânı ile iftar açıyor, semah düzenliyor. Üstelik çıkıp da “Bakın devlet bizi kabul ediyor” gibi bir söylemi dile getiriyorlar. İnsanda biraz utanma olur. Alevi inancı, öyle kendini çıkar için satanlara bırakılmayacak kadar değerlidir. Cemevlerinde ki dedelere maaş bağlansın diyenler Alevi İnancını Fettullah Efendiye peşkeş çekmedir. Bugün yobazlıktan bahsedeceksek işte tamda bundan söz etmeliyiz. Bugün Hızır Paşa sofrasına oturanları ben kendimde saymıyorum.
                Cem töreni sadece bir dini ritüel değildir. Dini öğeleri içinde barındırdığını da inkar edemeyiz. Bundan dolayı da cem törenlerine yaklaşım oldukça önemlidir. Yüzyıllar boyunca Alevi toplumu devlete gerek duymadan yaşamlarını devam ettirmişlerdir. Bugün hala kendi varlıklarını devam ettiriyorlarsa bunun en önemli nedeni iktidar da uzak kalmalarıdır. Alevilerin, kendi aralarındaki sorunların çözüm mevkii cem törenleri olmuştur. Kendi çocukluğumda hatırlarım. Yılda bir sefer –bazen birkaç sefer- dedemiz Elazığ’dan gelir cem bağlardı. Bütün sorunlar o cemde ortaya konur ve çözülürdü. Bunu yaparken de köyümüzün tepesine iki kişi gider nöbet tutardı. Çünkü “Cem” yasaktı. Nerden nereye geldiğimizi görmek insanı yaralıyor. Bizim inancımızı yasaklayanlarla oturup iftar açmak… Düzgün Baba akıl fikir versin ne diyeyim.