Kurmes Dernegi Resmi Web Sitesi

Merhaba-Erdogan Ber

Bir devrimcinin hayatının en zor, hüzünlü  anlarından biri  arkadaşlarını, dostlarını,  yoldaşlarını  geride bırakarak tahliye olmasıdır. Buruk bir sevinçtir yaşanılan… Bu duyguyu  ikinci kez yaşamış oldum. İlki 1997 yılındaydı. İkincisinde bu düşünce ve duygulara kapılmanın koşulları daha da ağırlaşmıştı. Siyasi-kitlesel “çocuk tutsaklar” olgusu, bu yeni dönemin olgularından biri.  Kandıra F Tipinde, çocuk yaştayken  hapsedilen, gençliğine geçişi zindanda tamamlayan ve  F Tipi’ne sevk edilen  gençler vardı. Onlardan Adnan adında biriyle  aynı gün mahkemeye çıktık.  Aynı ringte yolculuk yaptık. Adnan, 18’inden   gün almaya başlamıştı: 25 aydır tutuklu yargılanıyor ve hakkında onlarca yıl ceza isteniyor. İlk ben duruşmaya çıktım.  Adnan tahliye olduğum haberini alınca havalara uçtu.  Ve ardından ekledi: “Erdoğan abi belki akşam birlikte çıkarız!” Maalesef umut ettiğimiz gibi olmadı.   Yüreği minnacık ,  hayalleri,  bilgisi  ve cesareti kocaman olan Adnan kaldı! Daha ne kadar kalacağını kestirmek ise  neredeyse imkansız …Yeni olgulardan bir diğeri F Tipi Hücre koşulları.  Sekiz  aydır Devrimci Siper Yoldaşım Veysel Kaplan’la kalıyorduk. Bunun  son dört ayını ise iki kişi olarak geçirdik. Her gün  seslerimizi ve soluklarımızı birleştirip   saat tam 12:00’de Emperyalizmi, Faşizmi ve  F Tipi-Tecridi protesto eden sloganlar  haykırıyor;  ayakkabı aramasını protesto etmek için hücre dışında ayakkabı giymiyor;  10 saatlik sohbet genelgesi uygulanmadığı için  sohbetlere çıkmıyor; militarist dayatmalara  ve -ilk dönemlerde- Kürtçe konuşma yasağını protesto etmek için  telefona  gitmiyorduk.  Bir-kaç ay zarfında  toplam dört defa aynı disiplin cezalarına maruz kaldık.  Ve hiç kuşkusuz, sekiz ay süresince aralıksız 24 saat  aynı hücrenin  havasını  soluduk.   Sevgili  Veysel, 25’inde tutuklanmış, 13 yıldır hapis yatıyor.  Türkiye ve Kürdistan zindanlarındaki yüzlerce  müebbet mahkumlarından  biri! “Hiç sorma, diyordu Veysel, buralara son yıllarda doğru-dürüst devrimci düşmez oldu, yenilenlerin  sayısı çoğaldı, direnenlere köyün delisi gözüyle bakıldığı bir dönemden geçiyoruz.  Uzun yıllardır ilk defa bir hücrede çoğunluğu sağladık.”  İşte, hücre arkadaşımı  geride bırakarak tahliye oldum! Kim bilir, belki gece uyandığında doğal bir reflekse yattığım yatağa bakacak ve o an tek başına kaldığının derin boşluğunu yüreğinde hissedecek.  Ve hiç şüphesiz  gelecekte omuz omuza oluşturacağımız özgürlük ve zafer halayları aklına düşecek  ve kocaman gülümseyecek!

İnsanlık  adına  en soylu davranışlar ve en yüce duygular  devrimci sınıf mücadelesi   ortamında boy veriyor, serpilip, gelişiyor.   Tahliye haberi,  dışarı çıkan kişide  tarifi  zor   karmaşık   duygular  uyandırıyorken, içeridekilerde,  Özgürlük Ve Sosyalizm tutsaklarında mutluluğu, coşkuyu, sevinci doruğuna çıkarıyor.  97’de yüzlerce tutsak uğurlamıştı bizleri. Yüzlerin birleşen yürek ateşi ve yükselen sloganları yeri-göğü inletiyordu. Son veda anında ancak Veysel’in kabına sığmaz sevincine tanık olma şansım oldu. Çünkü, F Tipi-Tecrit koşulları,  daha fazlasına izin vermiyor. Hapishaneye vardığımda çoktan avlu kapıları kapanmıştı; dolayısıyla,  “özgür posta servisimiz” devre dışı kalmıştı. Sevinçli haberin duyurulması için sabahı beklemek gerekiyordu.

Değerli Dostlar!

Zor ve meşakkatli bir süreci başarıyla aşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sömürü ve zulüm düzeninin çok yönlü ve sistematik   ideolojik-politik saldırılarına karşı onurlu devrimci duruşumuzu koruyarak ve geliştirerek çıktık. Ezmek için indirdikleri her darbe,  bizleri sağlamlaştırdı.  Yalnızlaştırmak için devreye sokulan her saldırı,  yaratıcılığımızı  artırdı, azmimizi körükledi, buluşma ve çoğalma inadımızı, enerjimizi yükseltti.  Sizlerle, arkadaşlarımızla ve devrimci-komünist yoldaşlarımızla yeniden ve daha güçlü buluştuk. Yürekte ve bilinçte çoraklaştırılmak istediler, fakat bizler  her bakımdan daha fazla bilgi denizine aktık, ruhlarımızı insanlığın en ileri kolektif devrimci ruhuyla zenginleştirmek için aralıksız çalıştık.  Devrimcilerin yoluna tuzaklar kurarak ve bir oldu-bittiyle amacına varmak istediler, düşmanın  yöntemlerine karşı uyanıklığımızı ve tecrübemizi artırdık.

Size Layık Olmanın Çıtasını Yükselttiniz!

Olumlu gelişmelerin yaşanmasında  büyük katkılarınıza  vurgu yapmak istiyorum. Gerçek insan ilişkileri zor koşullar altında açığa çıkar; gerçek dostluklar, arkadaşlıklar ateşle sınanmış olanlardır.   Göz altılarda, hapishanelerde, mahkeme salonlarında sizlerin desteğini, dayanışmasını ve sahiplenme tavrını hep hissettim, yaşadım. Moral ve güç verdiniz. İçten sevgi ve selamlarınızla;  mektup ve kartlarınızla;  maddi-manevi desteğinizle; Adliye Önü’nde öfkemizle buluşan haykırışlarınızla; duruşma salonundaki varlığınızla,  güneş kadar aydınlık ve sıcak tebessümünüzle; çok uzun yolları aşmayı göze alarak gerçekleştirdiğiniz ziyaretlerinizle ya da bu uğurda yapılan ancak yasaklar zırhına çarparak yarıda kalmış ziyaret girişiminizle dostluğun, akrabalığın, analığın, kardeşliğin, aynı köylü oluşun, devrimciliğin ve yoldaşlığın muhteşem bir örneğini sergilediniz.  Tahliye sonrasında da yüzlerce telefon ve e-mesajla mutluluğumuza ortak oldunuz. Geride kalan dönemin acılarını hafifletmeye çalıştınız.  Yaşamın bundan sonraki zorluklarını paylaşmak konusunda duygulandırıcı bir açık yüreklilik ve cömertlik gösterdiniz. Aramak isteyen ancak çeşitli nedenlerle arama durumunda olamayan çok sayıda  insanımızın olduğunu da biliyorum; onların sıcaklığını, samimi duygularını  hissediyorum, yaşıyorum. Bundan emin olsunlar.

Sizden biri olmak bir ayrıcalıktır  ve ben bu avantajı  çok güçlü biçimde yaşadım.  Süreç insanlarımıza karşı haklı bir güven içinde olduğumuzu kanıtladı. Sizler kendinize  layık olmanın çıtasını yükselttiniz, sağ olun var olun! Sizlere layık olmayı başarmışsam ne mutlu bana!

Saygıdeğer Dostlar, Arkadaşlar!

Yukarıdaki duygu ve düşüncelerle hepinizi selamlar; sizlerin ve tüm halkımızın yeni yılını kutlar; 2010’un, eşit, özgür ve  mutlu bir  yaşam  mücadelesinde  çığır  açıcı bir yıl olmasını dilerim.